Başlarken belirtmem gerekir ki ‘korku’ filmleri, sinematik olarak en sevdiğim türdür. Korku alanında çalışan yönetmenler arasında en sevdiğim yönetmenlerden birisi ise James Wan’dır. The Conjuring, Insidious, Saw ve Dead Silence gibi artık klasikleşmiş ve korku türünün en iyi filmleri olarak adlandırılabilecek olan filmleri yönetmiş olan kişidir James Wan… Yani şüphe götürmez derecede iyi bir yönetmendir denilebilir.
Fakat bazen öyle işler yapıyor ki, bizleri mecburen şüphe etmeye zorluyor. Malignant’da onlardan birisi olmuş…
Malignant, 2021 yapımı, senaryosunu Akela Cooper’ın yazdığı ve James Wan’ın yönettiği korku-gizem-gerilim-suç-aksiyon-dram türlerinde bir film. Evet, normalde bir film ortalama 3 tür altında incelenir fakat bu filmin 6 tarzın 6’sını da yansıtmaya çalıştığını söyleyebilirim.
İşte sorunda burada aslında…
Oraya gelmeden önce filmin konusuna bakmakta fayda var. Film, asıl olayların geçtiği zamandan yaklaşık 20 yıl öncesinde bir hastanede yaşanan bir olay ile başladıktan sonra kendimizi Madison adlı ana karakterin işten eve geldiği ve eşiyle kavga ettiği sahnede buluyoruz. Tartışma sonrasında Madison karakterinin kocası kendisini tutamayıp hamile olan eşinin kafasını duvara çarptırır. Filmin sonlarında öğreniyoruz ki, aslında her şey Madison’ın kafasını duvara vurmasıyla başlıyormuş. Bu kavganın yaşandığının günün gecesinde filmdeki kötü karakter olan Gabriel, yani Malignant(habis), Madison ile kocası Derek’in kaldığı eve girerek Derek’i oldürür ve Madison’da bilincini kaybeder. Ertesi gün hastanede uyandığı zaman Madison hamile olduğu çocuğunun da kocasının da öldüğünü öğrenir. Yaşadığı şoku atlattıktan sonra farklı insanların öldürülme anlarını görmeye başlar, bunları ise bir hayal veya rüya olarak değil de sanki orada bulunuyormuş gibi gördüğünü iddia etmektedir. Daha sonra…
Daha sonrasını siz de anlamışsınızdır, filmin neredeyse ilk 40-50 dakikası yeni karakterlerin filme dahil olması, işlenen cinayetler ve polis soruşturması gibi kısımlar arasındaki geçişler ve olay örgüsü o kadar karışık ki, tam olarak ne olduğunu takip etmekte zorlanıyorsunuz. Bu da doğal olarak seyircinin dikkatini dağıtıyor.
Malignant ile ilgili sorunlardan ilki işte bu; filmin olay örgüsünün çok geç toparlanması.
Malignant ile ilgili sorunlardan bir diğeri ise filmin çok fazla “şey” olmaya çalışması. Yukarıda da dediğim gibi, bu film korku-gizem-gerilim-suç-aksiyon-drama türlerinde bir film. Hatta, listeye bilim kurguyu bile ekleyebiliriz bence. Çünkü filmin ilk sahnesindeki hastane ortamı filme bilim kurgu havası katıyordu. Daha sonra Madison karakterinin eşiyle kavga ettiği ve Derek’in öldüğü sahneler tamamen korku ve gerilim türündeydi. Daha sonra Madison’ın işlenen cinayetleri görebiliyor olması filme bir takım gizem havası katmaya başladı. Daha sonra katilin doğa üstü bir yaratık değil de, kanlı canlı bir katil olduğunu anlaşılmasıyla filme “suç” faktörü de girmiş oldu. Dram ise zaten film boyunca araya serpiştirilmiş durumda.
Heh, bir de aksiyon kısmı vardı. Filmin sonlarına doğru polis merkezindeki aksiyon sahnesi, abartmadan söyleyebilirim ki, sözde “aksiyon” tarzında olan filmlerin birçoğunda bulamayacağınız bir aksiyon sahnesiydi. Açıkça söyleyebilirim ki, John Wick, The Raid ve Mission Impossible filmlerini aratmayacak kalitede bir aksiyon sahnesiydi. Film ne kadar başarısız bile olsa, James Wan sadece o sahneyle bile başarılı bir yönetmen olduğunu kanıtlıyordu aslında.
Fakat… Fakat bu kadar şeyi bir araya getirmek, seyirciyi korkutarak yola çıkardıktan sonra onu bir gizem havasına sokmak, daha sonrada bir “slasher” tarzına geçerek -güzel olsa da- aksiyon filmine doğru kaymak açıkçası filmi izlerken beni yordu. Sanki birçok şeyi aynı anda algılamaya çalışmam gerekiyormuş gibi hissediyordum. Bu da filmden keyif almamı ne yazık ki engelliyordu.
Son olarak, filmin sonu da hayal kırıklığıydı. Spoiler olmaması için nedenini söylemiyorum, siz izleyince beni anlarsınız…
Peki siz ne düşünüyorsunuz?