Stephen King’in en çok okunan kitaplarından birisi olan It’in Andy Muschietti’nin yönetmenliğinde beyaz perdeye uyarlaması olan serinin ikinci filmi olan It: Chapter Two, ilk filmin maalesef ki gölgesinde kaldı…
2017 yılında çıkan ve kitabın ilk kısmını konu alan It: Chapter One’da hatırlayacağımız üzere The Losers Club üyesi 7 arkadaş Derry kasabasına musallat olan ölümcül canavarı yok etmeye çalışmıştı. Canavarı da öldürdüklerini düşünmüş fakat filmin sonunda eğer “O” geri dönerse kendilerinin de geri döneceğine dair söz vermişlerdi.
27 Yıl Sonra…
Aradan 27 yıl geçtikten sonra Bill Skarsgard’ın ustaca canlandırdığı katil palyaçomuz Derry kasabasına yarıda bıraktığı katliama devam etmek için geri dönüyor. The Losers’lara baktığımız zaman ise Mike(Isaiah Mustafa) dışında tüm ekip üyelerinin Derry kasabasını terk etmiş olduğunu görüyoruz. 27 yıl sonra ölümlerin yeniden başlaması ile Pennywise’ın geri döndüğünü anlayan Mike diğer Loser’ları teker teker arayarak verdikleri sözleri hatırlatır. Kasabayı terk etmiş olan diğer karakterlerin durumları ise oldukça iyidir. Hepsi de hayatlarında başarılı olmuş ve Derry kasabası ile Pennywise’ı arkalarında bırakmışlardır. Hatta, Mike onları arayana kadar Derry ve Pennywise ile ilgili her şeyi tamamen unutmuşlardı bile. Bu da aslında filmde çok anlam veremediğimiz fakat Stephen King’in romanın da ustaca kurguladığı ve Pennywise’ın yapmış olduğu bir şey. Bu şekilde 27 yıl önceyi hatırlayan eski arkadaşlar Derry’de bir araya gelerek “O”nunla bir kez daha korku dolu bir mücadeleye girişirler.
Fakat bu sefer 1 kişi eksiklerdir…
Filmin geneline baktığımız zaman ilk filmin gölgesinde kaldığını söyleyebilirim. Bunun ise birçok nedeni var aslında. Bunlardan ilki film süresinin çook uzun olması. Bir korku filmi için neredeyse 3 saat oldukça uzun bir süre. Ki filmde ara ara da sıkılıyorsunuz zaten… Bir diğer neden ise filmin akıcı olmaması. İlk filmdeki o akıcılık devam filminde yoktu. Sahneler arası geçiş, karakterlerin yaşadığı flash back sahneleri… olmamıştı işte. Ayrıca ilk filmdeki o mizah ve korku arasındaki denge de bozulmuştu. Korkunun climax yapması gereken sahnelerde filmin korku-komedi tarzı bir filme dönüşmesi o korkutucu havasını kaybetmesine neden oluyordu. Ayrıca ilk filmdeki uyum da yoktu. Büyümüş olan karakterler için ödüllü ve başarılı oyuncular getirilmiş olmasa da ilk filmdeki o uyum ve enerji ikinci filmde yoktu. Demek ki her şey en iyi oyuncuyu getirmekle bitmiyormuş…
Fakat onların da büyük hataları olduğunu söyleyemem. Sonuçta özellikle Stephen King’in romanlarının sinemaya uyarlanması her zaman zor olmuştur. Romanlarında karakterlerinin duygularına ve psikolojilerine büyük yer veren ve korkuturken bu içsel karmaşalarında oldukça yoğun ve ustaca kullanan bir yazar Stephen King. Bu kadar soyut olan şeyleri görselliğin ön planda olduğu sinemaya aktarmak da zor oluyor pek tabii. Nitekim kitabın sonunda ekibin Pennywise ile fiziksel değil de psikolojik olarak savaşması çok güzel anlatılıyor iken bunu sinemada görmek aynı tadı vermiyor.
Peki siz ne düşünüyorsunuz?